Kullanıcı DeÄŸerlendirmesi: / 3
ZayıfEn iyi 

NTV'nin Yeşil Kuşak adı altındaki çevreye duyarlı paket programlarının ışığı altında bugün yayınlanan, 2008 yapımı bir belgesel efenim. NTV'nin politika olarak bu Yeşil Kuşak adı altındaki programları içtenlik açısından tartışılır, pek de içten bulmadığımı söyleyebilirim zira Discography Channel'dan belgesel araklayıp vahşi hayatta yılan yemekle Yeşil Ekran'ın pek alakası yok ama NTV de yayınlamasaydı kimse ipleyip de yayınlamazdı bence bu programı. O yüzden yine de iyi bir iş yapıyor NTV.

Ortasından itibaren organik besin konusunda yaptığı yalakalık dışında müthiş bir belgesel. Organik besin yediğimiz ürünlerden daha sağlıklı olabilir belki ama o da, belgeselde eleştirilen kapitalizmin uşağı, köpeği olmuştur; olmaya da devam edecektir, artacak ve o bok püsürün içinde yetişen ineklerden, tavuklardan farkları kalmayacaktır. Bence belgesel yapımcıları ordaki %100 doğal yollarla hayvancılık yapan mavi gözlü, şapkalı amcanın yolundan gideceklerine, onun gibi başka çiftçiler bulup bu yolu öveceklerine, bir başka popüler yol olan "Organik besinleri övelim" yolunu seçmişlerdir, bu da belgeselin inandırıcılığını gözümden düşürmüştür biraz. Halbuki olayın çözümü organik besin falan değil, tarımın adam akıllı hâle getirilmesidir. Yazın kıvırcık marul yiyememek, kışın domates tüketememektedir; yani her istediğine her an ulaşamamaktadır. İnsan olmaktadır, insan gibi beslenmektedir. Nerde görülmüş lan 4 mevsim portakal, mandalina yendiği? Mevsim falan kalmadı ortada.

Aslında belgeselde gösterildiği gibi mısır yemeye zorlanan ineklerden, kendi boklarının içlerinde yaşayan tavuklardan hiç bir farkımız yok biz insanoğlunun son 20 yıldır. O inekler gibi boşboş bakıyoruz dünyaya, hepimiz depresyondayız, sanallık almış başını gidiyor. O domuzlar gibi de ne olduğunu anlamadan 5 saniye içinde telef ediliyoruz. Neymiş sonra "Ölüm süreleri kısalmış", "Acısız ölümmüş".

alt

Bu gibi zihinlerde açtığı farkındalıklar dışında Amerika'daki "Besin Ürününü Kötülememe Yasası" gibi korkunç bir yasanın varlığından bizleri haberdar etmiştir: Öyle bir yasaymış ki bu efenim, çiftliklerin çok olduğu eyaletlerde, ki sanırım Kolarado'ydu, mesela atıyorum kasaptan aldığınız et hakkında "Bu nasıl et lan? Pişmiyo bir türlü hamuğamamuğa" dediğinizde et üreticileri sizin hakkınızda dava açabiliyormuş. Çünkü o kasaptan aldığınız eti onlar üretiyor aslında. Topu topu 4-5 şirket varmış Amerika gibi nüfusuyla olsun yüzölçümüyle olsun devasa boyutlu bir ülkede. Yani sizin o eleştirilerinizi, aslında şirkete eleştiriymiş gibi algılatıp sizi hapse attırabiliyorlarmış ki belgeselde "Gıda ürününü eleştirmek bu eyaletlerde cinayet işlemekle kıyaslanır" diye bir cümle geçti. Çok vahim.

Olayın ciddiyetini gösteren başka bir olay da, 2 yaşındaki sapasağlam oğlunu, 2 hafta önce yediği 3 hamburgerden dolayı 12-13 gün gibi kısacık bir sürede gıda zehirlenmesi nedeniyle böbreklerinin iflas etmesiyle(su içemeyecek duruma gelerek o 12-12 gün içinde annesinden su içmeye dilenerek) kaybetmiş bir annenin, gazetecinin sorduğu "Peki siz yemek alışkanlıklarınızı nasıl değiştirdiniz?" sorusuna cevap vermesi ama cevap vermeden önce gazeteciyi "Soruna cevap veririm ama bunun yasal olup olmadığına dair avukatlarını arayacağına eminim" demesi ve gerçekten de cevap verdiği bölümlerin montajlanması, silinmesi. 2 kere kesilmiş hâlde bir röportaj koymuşlar belgesele ki konunun en bariz örneği de bu bence.

Bir de öğrenmiş oldum ki George W. Bush sadece dünyanın değil, kendi ülkesinin de resmen ırzına geçmiş, tecavüz etmiş. Baba-oğul dünyanın en büyük düşmanlarına yardımcı olmuşlar sanırım şu son 20 yıl içinde.

Umarım iradem ve cüzdanım-ki en acısı da bu işte. Cüzdanda para olmayınca mecbur kalıyorsun ordan yemeye; resmen köpekleri olmak için mecbur hâle getiriliyorsun- beni Burger King'e bir daha gitmeme konusunda bana yardımcı olur.

PAYLAS

Facebook MySpace Twitter Delicious Stumbleupon Google Bookmarks 

Anket

Bu Yılın Konseri Hangisi Olur?

Anket

Bu Yılın Yıldızı Kim Olur?