
Â
Neverland'in hikayesi biraz karıştı aslında. Türk seyircisi onları Dreamtone adında daha çok bildi, tanıdı. Tam tanıdı derken ortadan yok oldular diyorduk ki meğersek Dreamtone & Iris Mavraki's Neverland ismiyle müziğe devam ettiklerini öğrendik. Dreamtone ismiyle çıkardıkları 4 albüm(Pandemonium(2002), Unforeseen Reflections(2004), Sojourn(2006), Snowfall(2007)) ve Neverland ismiyle de çıkardıkları 2 albümle(Reversing Time(2008), Ophidia(2010)) kariylerlerine devam eden senfonik, progressive metal grubu Neverland'den, önce sadece Güney'i beklerken çok da sevindirici bir şekilde vokalistiOganalp Canatan, davulcu Emrecan Sevdin ve klavyeci Güney Özsan'la Ankara'da eğlenirken düşündüren(?) bir röportaj yaptık:
Ophidia Mart 2010'da piyasaya çıktı. Öncelikle tebrik ediyoruz. Ne kadar sürdü hazırlık aşaması?
Oganalp Canatan: Reversing Time kayıtları esnasında ufak ufak başladı fikirler olmuşmaya. 1 yılı şarkıları yazmaya, aranjmanlara harcadık, kayıtlar da yaklaşık 1 yılı aldı.
Müzik ve düzenleme mi önce tamamlanıyor yoksa sözler mi?
O: Önce müzik geliyor. birlikte çalmaya başladığımızda da şarkı oturuyor ve ne hakkında olacağı sözlerin aşağı yukarı belli olmaya başlıyor. sıralamamız müzik-söz-dğzenleme diyebiliriz yani.
Sözler size mi ait yoksa konuk sanatçılara mı?
O: Tamamen bize ait.
Besteler ilk albümünüz Reversing Time'a göre çok daha oturaklı geliyor kulağa ilk dinleyişe. Neler buna etki etti?
Emrecan Sevdin: Yaptıkça öğreniyoruz. Daha iyi beste yapmayı öğreniyoruz. İçimize sinmeyen yerleri düzeltiyoruz.
O: Her kayıtla birlikte birbirimizle çalmaya daha da alışarak stüdyo girdiğimiz için daha verimli sonuçlar çıkıyor ortaya. İlk başta ne yapacağımızı tam olarak bilmemenin de etkisi vardı tabi. Özellikle Neverland'de ilk albümde(Reversing Time) çok fazla bilinmeyen vardı. Orkestrasyoni konuk sanatçılarla çalışmak,... Neyin nereye oturacağını bilemiyorsun tam olarak ilk seferlerde. Bu albümde, daha doğrusu bir şeyleri yaptıkça daha net şeyler oluşuyor kafanda ne istediğine dair.

Müzik ortaya çıkarken gitar riffleri mi bas gitar riffleri mi daha ön planda oluyor?
O: Enstrüman ayrımı yapmıyoruz pek. Evde yaparız, sonra ekleriz düşüncesi pek verimli bir düşünce değil. Asıl grupça çalmaya başladıktan sonra ortaya çıkıyor şarkılar. Canlı çaldıkça daha çok fikir atılıyor ortaya ve daha zengin bir tat ortaya çıkıyor böylece.
Kayıtların kalitesi, özellikle Neverland’in Reversing Time albümünde ve Dreamtone’un Snowfall'da oldukça iyi; hatta dünya standartlarında. Ancak yine Dreamtone'nun Sojourn albümünde çok ham tonlar var; özellikle gitarlar. Bunun sebebi albümün konsept bir albüm oluÅŸu mu yoksa o günlerdeki ÅŸartlar itibariyle yapılmış bir tercih mi?
O: İmkanlar dahilinde bir seçimdi o. Sojourn'u Ankara'da kaydetmiştik ve Ankara'daki kayıt imkanları belli. Daha sonra kayıt için İstanbul'a taşındık ve ordaki kayıt şartları da, ekipmanlar da Ankara'ya göre çok daha ileri bir seviyede. Zamanla bizim de ekipmanlarımız gelişti tabi. Bir de şu var tabi; her grubun ilk albümleri çok hamdır. Daha sonra gerek prodüktör değişiklikleriyle olsun, gerek ekipman gelişmeleriyle olsun, gerekse de işi yapmayı öğrendiğiniz için olsun kayıtlar da gelişir.
Tabi ki bunlar da etkili ama Dreamtone'nun ilk albümü Unforeseen Reflections'da bu kadar ham değil tonlar. Ondan dikkatimi çekti.
O: Sojourn'da zaman da çok kısıtlıydı. Bir de müzikte bir şeyleri yaparken değil de yaptıktan sonra görüyorsun nasıl olduğunu. Dışarıdan dinleyen biri CD'yi takıp dinliyor ama sen işin en başından beri ordasın ve duyuların bir süre sonra körelmeye başlıyor. Ancak daha sonra "Şu şöyle olsaydı, bu böyle olsaydı." diyebiliyorsun. Sojourn öğrenme albümüydü bizim için ve bir çok şeyi de öğrendik o albümle. Sadece müzisyenlik olarak değil iş kısmını da o albüm öğretti bize. O yüzden başarılı bir albümdür bizim için.
Prodüktör olarak öncelikle Erkan TatoÄŸlu’yla çalışırken daha sonra Erim - Evren Arkman kardeÅŸlerle yola devam etmiÅŸsiniz. Bu tercihe neler itti sizleri?
O: Evren daha uzun süredir piyasada ve iki kardeş çok daha büyük projelere imza atmışlar. Bu yüzden tecrübe ve imkanları çok daha ileri bir seviyede. Biraz da vizyon değişikliğine ihtiyacımız vardı. Aynı şartlar altında çalışma iyi bir şey değil, bir yerden sonra hep aynı şeye kanalize oluyorsun. İyi de oldu o yüzden bu değişiklik kimyamız açısından. Bir de Erkan Abi metal dünyasının içinden gelen bir insan. Evren pop dünyası için de bir çok iş yapmış bir insan. Öyle olunca kayıt, promosyon ve stüdyo imkanları hep daha farklı bir bakış açısıyla yapılabildi. Tek bir kişiyle çarlışırken böyle olmuyor. Vizyon değişikliği gerekliydi.
Sitenizde Iris Mavraki’yle beraber çalışmanızın tesadüflerle baÅŸladığı yazıyor. Ne gibi tesadüflerdi bunlar?
E: Yurt dışında kayıtları bir çok yere gönderirken dergilere falan, Yunanistan'daki Metal Temple Webzine'i bizi çok beğeniyor, ordaki bir yazarın annesinin de Türk-Yunan dostluğu için çalıştığını öğreniyoruz. Hatta bir rock grubula dostluk turnesine çıkma projelerinin olduğunu öğreniyoruz bu şekilde falan. Ogan'la bağlantıya geçtiler daha sonra. Aslında Neverland ilk başladığında bir konser projesiydi. Geçen zaman içinde "En iyisi bu çabayı bir de albüme dökelim." dedik ve albüm yapmaya karar verdik. 2006 yılında da Neverland adıyla çalışmaya başladık.
2007'de Dream Theater'ın altında çıktınız ama Dreamtone ismiyle?
E: O zamanlarda Neverland daha kayıt aşamasında olan bir projeydi. Ne zamanki AFM Records'la anlaşma imzaladık, o zaman Neverland ismine geçtik tamamen.
Güney Özsan: İşin başında ne kadar büyüyecek, ne olacak onu da bilemiyorsunuz.
E: Yani. Bir ürün ortaya çıkmadan kullanmak istemedik Neverland ismini. Gerçi o konserde de çaldığımız çoğu şarkı Reversing Time albümündendi.
Neverland isminde bir çok grup da var yurt dışında?
O: O yüzden zaten bizim grubun adı Dreamtone & Iris Mavraki's Neverland.(gülüşmeler) Ama bilemedik Michael Jackson'ın 50 yaşında öleceğini de. (gülüşmeler) Bu isimle bu kadar üst noktaya gelmiş başka bir grup yok zaten. Bizim için çok jenerik bir isimdi Neverland, bunun yanında hayalimiz olan müzisyenliği yaptığımız için de böyle eğlenceli bir isim koymayı uygun gördük. Peter Pan'de de geçer Neverland, kimsenin yaşlanmadığı, hayallerinin gerçek olduğu yer olarak. Başkaları da kendi Neverland'lerinde yaşamak istiyorlarsa ne âlâ; ama ticarete fazla dökmesinler. Hakları bizde sonuçta.
Aldınız mı haklarını?
O: Aldık, aldık.
Neverland’in 2 albümünde de Hansi Kürsch(Blind Guardian), Tom Englund(Evergrey), Mike Baker(Shadow Gallery) gibi devasa isimler var. Son albümde de bu albümdeki birlikteliÄŸin iyi rüzgarının devam etmesini istemiÅŸ sanırım ve yine Jon Oliva(Savatage, Trans Siberian Orchestra, JoP), Edu Falaschi(Angra, Almah) ve Urban Breed (Bloodbound, Pyramaze, eski Tad Morose) gibi çok baÅŸarılı müzisyenlerle çalıştınız. Nasıl bir araya geldiniz?
O: Beraber oturup düşünürken "Şu adam da ne güzel adamdı ya bak, di mi?" diye, sonra da "E konuşsak ya o zaman?" diye gaza geliyoruz, aramızda bir kura çekip "İhale sana patladı." diyerek ayarlamaları yapması için kurada çıkan kimse artık, onu beklemeye başlıyoruz. Biz kayıtları demoları, kayıtları gönderiyoruz, önceki işlerimizi gönderiyoruz, beraber çalışmak ister misiniz diyoruz, isterlerse onlar da, ki şimdiye kadar istemeyen çıkmadı, beraber çalışmaya başlıyoruz. Son 6 ayda da şarkıları oturtma, kayıtlar ve miks aşaması yaşanıyor.
Bestelere bir müdahaleleri oluyor mu peki?
O: Her şeyi biz hazırlayıp gönderiyoruz ama değiştirmek istedikleri şeyler olursa da tamamen özgür bırakıyoruz. Gönderdiğimiz şeyleri pilot kayıt olarak gönderiyoruz yani. Genelde gönderdiğimiz şekilde kullanıyorlar, çok küçük, ufak tefek değişiklikler yapıyorlar.
Orkestrasyonlar kime ait peki?
G: Ophidia'da bana ait. Ben 2007 sonunda dahil olduğum için gruba Reversing Time kayıtları bitmişti zaten ben gruba girdiğimde.
O: Reversing Time'da da ben ve Ozan(Alparslan) yaptık orkestrasyonları. Bir kısmıyla da Emrecan, Onur(Özkoç)(gitarist) ve Ozan ilgilenmişti.
E: Bizim daha önce hiç tam zamanlı klavyecimiz olmamıştı. Bu yüzden Güney bizim ilk tam zamanlı klavyecimiz aslında. Bu tarz düzenlemelerde Ozan sadece yardımcı olabiliyordu bizlere, onun fikirleri üzerinden biz bir şeyler yürütmeye çalışıyorduk, bu yüzden de etkisi daha az oluyordu Güney'e göre. Güney'le beraber daha detaylı olarak ilgilenebiliyoruz orkestrasyonla, onun da etkisi görülüyor zaten Ophidia'da.
G: Reversing Time'da orkestrasyon daha ayrı bir şey olarak düşünülmüş. Bu albümde ise bestelere daha iyi entegre edip, şarkıya yedirebildik orkestrasyonları.

Reversing Time'da çok daha ön planda zaten orkestrasyonlar.
O: Evet. Orda canlı orkestra olmasının da etkisi var. Tamamen grupla beraber oluşan bir süreç olmadığı için şarkının içine yedirilmesi daha zor oluyor. Ophidia'da düzenlemeleri olsun, her şeyi bütün olarak sadece bizim elimizden çıktı. Ama Reversing Time'da orkestrasyonu biz yaptıktan sonra notasyonu için Yunanistan'daki bir aracı menejere göndermiştik mesela. O ekstradan bir şeyler ekledi falan... Böyle işin içine çok fazla insan girince ana fikirden kopmaya başlıyorsun. Tek kişinin de yapması iyi değil ama 250 kişinin de yapması iyi değil tabi.(gülüşmeler) O yüzden Reversing Time daha geniş, hem daha dağınık gibi orkestra açısından.
G: Ophidia'nın kayıtları başlamadan da zaten düşündüğümüz, önüne geçmeye çalıştığımız bir durumdu bu dağılma konusu. Sonuçta besteler de zaten progressive, değişken yapıları var, bunu daha bir bütün hâlinde tutmaya çalıştık bu albümde.
Neverland olarak tur listeniz 2010’da, özellikle de yurt dışı konserleriyle Ekim’de oldukça dolu. Eylül sonundan Ekim ortasına kadar 19 günde 12 konser...
E: Evet. Toplam 5 ülke dolaşıcaz. Eylül sonunda başlıyoruz, Almanya, Fransa, Belçika, Çek Cumhuriyeti, Belçika, İsviçre, gidicez bakalım Ekim ortasına kadar.
O: Dedik ki olursa Ekim'e kadar, olmazsa nereye kadar dedik. (yarılmalar)
Turne eğlencelidir ama psikolojik ve fiziksel olarak da bir o kadar yorucudur. Sahnede olmadığınız zamanlarda kendinizi nasıl zinde tutuyorsunuz ve nasıl zaman geçiriyorsunuz?
E: Uyuyorsun, uyanıyorsun, sahne kuruluyor, soundcheck yapıyorsun, çalıyorsun, terli kıyafetlerinden kurtuluyorsun, otobüse gidip uyuyorsun, o sırada da otobüs diğer şehre gidiyor zaten.
O: Genelde turneler pek eğlenceli değil. Dinleyiciler "Oh, ne güzel geziyorlar." diye düşünüyorlar ama turne, sahneyle otobüs yatağı arasında geçiyor.
E: Sahneden indikten sonra bir bira içebileceğin yarım saatlik bir zamanın oluyor, o arada hayranlarla falan konuşuyorsun. Yorucudur turne. Turnedeki sanatçıların gözlerinin altlarındaki çökmeleri görürsün zaten bir süre sonra. Çünkü bir süre sonra altlı üstlü yataklarda da uyuyamamaya başlarsın, uyku düzenin de yalan oluyor bir süre sonra.
O: Blind Guardian Türkiye Turnesi'nde onların altında çıkarken biz de ilk kez bir otobüsle turladık. 4 günde toplam 3 saat uyumuştuk mesela o turnede, baya fenaydı o. Bu da ilk yurt dışı turnemiz olacak, yeni yerler görücez, yeni seyircilere ulaştırmaya çalışıcaz şarkılarımızı bakalım. Güzel olucak sanırım.
Orphidia albümü daha taptaze ama yine de ilerideki planlarınız neler Neverland olarak?
O: Kayıtlar başlıycak galiba.
Başladı mı peki çalışmalar?
O: Ufak ufak başladı fikirler ortaya çıkmaya. Sanırım 2011 yazı gibi kayıt için gireriz stüdyoya, 2011 sonu gibi de yeni albüm çıkar. Çünkü kafamızda 1,5-2 yıl arayla yeni albüm yapmak var genel olarak. Daha fazla arayı açmamak gerekiyor. Aslında biraz da kayıt ve turne yorgunluğunu atmış değiliz üstümüzden, hâlâ birimiz kayıt diyince "Kayıt mı? Ne kaydı? Kayıt deme bana!" diyebiliyoruz.
Kayıt mı daha zevkli turne mi?
E: Beste yapmak daha zevkli. (gülüşmeler)
O: Kayıt daha zevkli. Kayıtta da gerçi zaman sıkıntın oluyor. O zamanı aşarsan maliyet de artıyor. Herkes senden bir şeyler bekliyor falan...
E: Her şeyin kendisine has bir zevki var tabi. Kayıt tam alkol kafası mesela. Bir hafta boyunca davul başındasın, tek yaptığın şey davul çalmak. Hiç bir şey yemeden içmeden süper kafa oluyorsun cidden. Turnenin de güzellikleri var ama hepsinin sıkıntısı da beraberinde geliyor. Herhalde en eğlenceli olan sahneye çıkıp çalmaktır.

Turneyi zaten konser olarak sormuştum da yanlış kelime oldu orda.
E: Haaa. Tabi ki konser apayrı.
O: Konserden sonra seni tanıyanlarla tanışıyorsun falan... Konserler çok zevkli. Mesela geçen eylülde mi ekim de mi ne Konya'ya gittik ilk kez ve orada seni dinleyenlerin olduğunu görüyorsun, konuşuyorsun falan, çok güzel. Yine Bursa'ya gittik, orda da resmen el üstünde tutulduk, çok güzeldi. Keza Hollanda'da da aynı şey oldu. Bir ton insanla tanışıp, bir ton yeni dinleyiciye ulaştığını görüyorsun, o açıdan çok güzel turne. Öte yandan mesela şu oluyor turnede: İşte senden önce bir DJ çalıyor venue'de, millet içip eğleniyor oh, sen tam içecekken "Sana yasak, sen biraz sonra sahneye çıkacaksın." diyor. Turne biraz iş kısma aslında. Genelde sunum kısmının dışında kalan yaşama kısmında eğlenebiliyor müzisyenler. Diğer kısımlar da güzel tabi ki ama baya yorucu.
G: Müzisyenin kendini şarj ettiği yer sonuçta sahne. Onun dışında her şey ortada kalıyor. Kimin seni dinlediğnden haberin olmuyor ki. Biz de sonuçta kendimiz için müzik yapıyor olsak banyoda şarkı söylerdik yani.(gülüşmeler)
E: Şu röportaj bile çok güzel bir şey mesela. Bizi haber yapmak istiyorsunuz, konuşmak istiyorsunuz... Bu tarz şeyler güç veriyor asıl bize.
Biz de çok mutlu olduk kabul ettiğiniz için zaten röportaj teklifimizi. Ophidia satışları nasıl gidiyor?
O: Hiç bir fikrimiz yok. Genelde satışlar ilk 6 içinde bilinmez. Firma dağıtıcıya veriyor, dağıtıcı onu markete dağıtıyor, markette satılıyor, sonra marken şu kadar satıldı diye dağıtıcıya dönüyor, dağıtıcı tekrar firmaya dönüyor falan... Ama dışarıdaki yorumlar çok iyi. Demek ki ulaşabilen insanlar var.
E: Yurt dışındaki yorumlara bakarsak Reversing Time'dan daha iyi bir albüm yaptığımız söyleniyor herkes tarafından. Her yerdeki puanlarımızı arttırmışız albüm kritiği olarak. O açıdan güzel gidiyor diyebiliriz sanırım.
O: Biraz da Ekim'deki turnede belli olacak nasıl karşılandığı.
Dreamtone ve Neverland’de amaç yurt içini mi fethetmek yoksa yurt dışını mı?
O: Hepsi güzel, hepsi önemli. Plak şirketi de yabancı olduğu için yurt dışında daha kolay yayılıyoruz. Konuk sanatçılar da yurt dışından, onun da etkisi çok büyük. Yurt dışındaki rock müzik piyasası da çok daha oturmuş. Mesela Laço Tayfa da Türk grubu ama en çok albümü Hollanda'da falan satıyorlar.
Replikas da İtalya'da baya iyi satıyor mesela...
O: Yani. Senin hedeflediğinden öte piyasanın nasıl döndüğüyle alakalı yani iş.
MP3 paylaşımı konusunda ne düşünüyorsunuz?
E: Kaliteli olunca güzel. (yarılmalar)
320(kbps) olsun!
E: 320 olunca iyi.
O: İnsanlar indirsinler, beğenirlerse alırlar zaten. Bizim zamanımızda da çekme kasteler satılırdı. Şu röportajı yaptığımız yerin(Baykuş Cafe) çaprazında kaset çeken yerler var mesela, biliyoruz. Eskiden beri olan bir şey zaten bu. Plak şirketinin derdi o, bizim değil.
E: Satışlardan gruplar bir şey kazanmıyor ki. O yüzden biz de pek ilgilenmiyoruz. Yeter ki insanlar konserlere gelsinler.
Şirket yardım ediyor mu turneye veya turnelerin tanıtımına?
O: Anlaşmadan anlaşmaya değişiyor o durum. Bazı anlaşmalar var, her şeyini karşılıyor turnenin ama albüm satışından sana hiç para vermiyor. Bazı anlaşmalar var, satıştan para alıyorsun ama bu sefer de turneler için sana kredi veriyor. Onlardan aldığını onlara geri veriyorsun yani. Bizim anlaşmamız daha albüm odaklı. Turneler bize kalsın istedik. Büyümeye çalışan gruplar turnelerden kazanıyor çünkü.
Dreamtone’da daha progressive ve teknik bir hava varken Neverland daha atmosferik. Dreamtone Iron Maiden, Dream Theater kokuyorken Neverland daha çok Blind Guardian kokuyor? Yanılıyor muyum?
E: Her albümde değişiyorsunuz ama çok da bir benzerlik yok bence.
Yok etkilenme olarak sordum.
E: Ha tabi var etkilenme.
O: Sojourn'da olduğu gibi, orkestrasyon yardımcı öğe olmaktan daha çok ana öğe olarak kullanılmaya başlandı Neverland'de. Onun da etkisi var kulaklara böyle gelmesinde. Yani bir de eski şeyleri bir yere kadar tekrar etmek istiyorsun. yıldır aynı şeyi yapmaktan zevk alan bir Iron Maiden var bir de AC/DC. Hele ki AC/DC.
Maiden yine az da olsa deniyor 2000'lerden sonra bir ÅŸeyler...
O: Aynen. Ama AC/DC yıllardır aynı. Adamların ellerini öpmek istiyorum aslında...
Hâlâ da turneden en çok kazanan gruplar arasında en üstteler ama. 2009'da 2.'ler mesela U2'dan sonra...
O: Yani... Nasıl oluyor ben de anlamıyorum. Hâlâ bir bara gir, arkada AC/DC çalar ve sen de yadırgamazsın onu. Demek ki hâlâ talepleri de var.
Güney baÅŸta senin geleceÄŸini biliyordum sadece, o yüzden sana özel bir sorum da olacak. Endüstri MühendisliÄŸi’nde yüksek lisansını da tamamlamışsın araÅŸtırdığım kadarıyla. Bilkent'te miydi?
G: Lisans Bilkent'te, yüksek lisans ODTÜ'de.
Nasıl yetişebildin ikisine birden?
G: Aslında yetişemedim.(gülüşmeler) Atıldım ben ilk dönem yüksek lisanstan.(yarılmalar) Sonra askere gittim, ben askerdeyken de af çıktı, o sayede devam edebildim yüksek lisansa.
Konuk sanatçılarla hiç sahne almadınız galiba henüz?
O: Yok, almadık.
Peki sahnede kiminle çalmak istersin ileride?
E: Bruce Dickinson.
O: Kim çalmak istemez ki onunla... Bir de benim, biraz garip gelicek belki de ama, Savage Garden diye bir grup var, onun vokalisti Darren Hayes'la birlikte çalışmayı çok isterdim. Çok severim.
Benim soracaklarım bu kadar. Sizin eklemek istediğiniz şeyler var mı?
E: bizi www.neverlandofficial.com 'dan, MySpace sayfamızdan takip edebilirler. Bizimle iletişime geçmekten çekinmesinler. Gerek internet üzerinden gerekse de konserler sonrasında.
Â

Soldan sağa: Emrecan Sevdin, ben, Oganalp Canatan, Güney Özsan
Röportaj: Yetkin ÇANAKÇI
| < Önceki | Sonraki > |
|---|