
‘’Herhangi bir saÄŸlık güvenceniz yoksa eÄŸer, para, iyi bir eÄŸitim ve bir çoÄŸunun fantezilerini asimile edebilecek kışkırtıcılığa sahipken yaÅŸamını fosseptiÄŸe çeviren, bir diÅŸinin, hastane bahçelerinde sabahlarken, bipolar mı, ÅŸizofren mi ya da her birinden birer parçaya mı sahip, yoksa sapasaÄŸlamken, sadece yapacakların öncesinde kılıf mı hazırlıyor sorusunun cevabına beyninizle yataklık etmeyin. Kitabı yerine bırakın ve kaldığınız yerden hayatınıza devam edin.’’ ÇeliÅŸkilerin ve soru iÅŸaretlerinin yoÄŸunluÄŸu altında okunabilecek heyecan dolu bir roman… Kitap hakkında çene çalalım istedik:
Gülçin: Sohbete ve kitaba hâkimiyetten yola çıkarak romanda en çok vurgulanmak isteneni öÄŸrenmek isterim.
İlker Ortaç: Uzun zaman aradan sonra yeni kitapla okuyucunun karşısına dikilmek zor. Çünkü okuyucu sadece okumakla kalmıyor, bir önceki kitabın devamı niteliÄŸindeki, üçlemenin ikinci durağında, yolculuÄŸun baÅŸlangıcında olması muktedir, kurduÄŸu hayalin kendi tasarımındaki ÅŸekli ile yazarınki arasında bire bir senkronu tutturma arzusunda. Realiteden uzaklaÅŸabiliyoruz o vakit. Burada bir iyi bir de kötü sonuç söz konusu; okuyucunun beklentiye girmesi, yazarla arasındaki hafife alınmayacak bir bağım var olduÄŸunu gösterirken, yazarın bu hayali kırması okuyucuyu çok ajite bir pozisyona sokuyor. Bu da olayın kaka tarafı.. Hayat ve hayal arasındaki küçük bir çizik farkının yansıması burada çok mühim deÄŸil bence. Zaten üçlemelerin ortası, ne baÅŸlangıç ne de son olmadığından olabilirliÄŸi fazlaÅŸan; sebeple de olsa nedense diÄŸer iki anlatıdan kötüdürler. İnanın bu sadece okuyucuyu deÄŸil yazarı da, yönetmeni de sıkıntıya sokuyor. Ama derdini ifade etmek, öncelikli üretim amacıyken (diÄŸer sebepleri hesaba katmadan) ortadaki halkanın bu ÅŸekilde olması gerekiyordu. Hayat bazen hayal kırıklıklarından mevcut iken, hayali bir hayattan daha sert olmasını yadırgamamak gerekir. Romanda da karakterin ne zaman yaÅŸadığı ile ne zaman kurguladığı sarmalanmış bir halde anlatılıyor. Olaylar, gerçek mi, yoksa tasarım mı belli deÄŸil. Bunun ne olduÄŸu okuyucu tarafından da tam olarak kestirilemiyor, yapacakları öncesinde kılıf mı hazırlıyor kadın, yoksa yaptıklarının sebebi yapısal farklılıkları mı? Bence, mutlak doÄŸruyu kestirip atmaktansa okuyucunun kendi seçeceÄŸi doÄŸruya sadık kalması daha yapıcı olacaktır. Hem bazen neye inandığımızdan çok inandığımız her neyse teslimiyet bizi güçlü kılar. Göze parmak durumundan biraz daha ötede kalmak lazım.
Gülçin: Peki karakter neden bir kadın?
İlker Ortaç: Kadın bedeniyle de ruhuyla da estetik bir duruÅŸa sahip. Ne kadar dağınık anlatırsanız anlatın, kadının bütünlüÄŸünü bozmadan anlatabiliyorsunuz. Ne kadar yetersiz olsanız da, kudreti içinde saklı bir kadını anlatmak yeterince tatmin edici. Sanat önce, onun içinde boÄŸuÅŸanı okÅŸamalı. Ben o kadını sevdim yarattım, anlattım, yitirdiÄŸinde yokluÄŸunu seveceÄŸim.
Gülçin: Bir kadını anlatıyorsun bu kitabında ki bu gerçekten iyi bir gözlem gerektirir. Bunu nasıl becerebildin ve bu sana ne kattı? Sonuçta kendinde o kadını yarattın.
İlker Ortaç: Kadınları var eden, biz erkekleriz.. Onlar için aÄŸlayan, onlar için gülen. Onlardan hayat emip avucumuzda onlara sunan hayatı bizleriz. Kimi zaman ortaklaÅŸa kimi zamansa onların yörüngesi olarak yaÅŸayanlarız. Ya da hiçbiri. Ben balık ile doÄŸmuÅŸ balık ile ölmüÅŸ biri olarak, bildiÄŸim kadarını anlattım, bilmediklerimi hayat yokluÄŸumda ona öÄŸretecek. O yüzden hikâyenin devamını bilmiyorum…

Gülçin: Peki, tepki görmekten korkmuyor musun? Karşı cinsten gelen yanlış bir ifade rahatsızlık uyandırabilir?
İlker Ortaç: Kaderci tepki: "iki dakika fazla beklesek kıyamet mi kopar? Kısmetse hepimizin iÅŸi görülür"
Felsefeci (septik-kuÅŸkucu) tepki: "ön ve arka kavramları görecelidir. O tarafın ön taraf olduÄŸuna kim karar verdi? Öne geçtiÄŸini zanneden, aslında arkaya geçmiÅŸ olabilir"
Kant'cı tepki: "efendim algılanmayan şeyler yok demektir. Bakmayın o tarafa, adam yok olur"
Tepki her zaman mevcuttur. Tepkisizlik zaten bizi Türkiye olarak bu çelimsiz hale sokmuÅŸtur.
Gülçin: İlk kitaptan yola çıkarak yine ‘’Kırmızı balık’’ın etkilerini görüyoruz ve bunu inatla vurgulamak ister gibi de bir tavrınız var. Kırmızı balık’ı bilmeyen okuyucularınıza tekrardan anlatmak ister misiniz bu durumu?
İlker Ortaç: Balık bu kitabın birinci ila sonuncu bölümde ibadet edinilen yar konumunda. Bir önceki kitapta olduÄŸu gibi bu eserin de tümü küçük, sadece kırmızı balık büyük harf fakat üçlemenin son halkası akvaryumda buna tezat kırmızı balık da küçük harflerle. Üçlemenin sonu ‘akvaryum’da balık… Neyse söylemeyeceÄŸim.
Gülçin: Arka kapaktan yola çıkarak soruyorum, madem kitabı bırakıp yolumuza devam edeceÄŸiz ne diye yazıldı bunca kelime ve hayat?
İlker Ortaç: Aslında bunların hiç önemi yok. Balık’ta hayat gibi bugün bu kitapta var, bir sonraki kitapta var, sonrasında yok. Balık hayatın içerisinde. Benim gibi senin gibi. Hayat ayrıntılara takılıp bütünü kaçırmayı çok fazla sevmiyor. BaÅŸkalarına çelme takmamak lazım. Ama ben düÅŸmek istiyorum derseniz, iyi seviÅŸmediÄŸiniz için yataktan da atılırsınız, birilerinin hayatından da. Seçim hür iradenin.
Gülçin: TeÅŸekkür ediyorum bu güzel sohbet için, okuyucuya son olarak söylemek istediÄŸin bir ÅŸey var mı?
İlker Ortaç: Eyvallah!
| < Önceki | Sonraki > |
|---|